Cemal Süreya Kimdir? Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya'nın hem edebiyat hem özel hayatı, her daim merak edilen olaylarla dolu. Örneğin, Cemal Süreya'nın doğduğu tarih belli değil, Cemal Süreya'nın neden beş kadınla evlendiği de pek bilinmiyor. Cemal Süreya'nın hayatıyla ilgili bilgileri bu yazıda bulacaksınız..

0

Cemal Süreya çocukluğunu şu sözlerle anlatır:

“1931 yılında Erzincan’da doğdum. 6 yaşında oradan ayrılmışım. Asıl çocukluğumu geçirdiğim kent Bilecik. Liseyi İstanbul’da, yüksek öğrenimi Ankara’da okudum. Şimdi de aynı çocukluğu İstanbul’da geçirmekteyim. Annem 6 yaşında öldü, yüzünü bile hatırlamıyorum ama bazı tavırlarını hatırlıyorum; bende çok kalmış. Belki beni edebiyata götüren bir sürü neden var ama bir keskin neden ararsam, bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim.”

Dostoyevski’den Etkilendi

Ortaokulun ilk senelerinde ünlü yazar Dostoyevski ile tanıştı. Karamazov Kardeşler romanından öyle etkilendi ki, içindeki huzursuzluğu yazarak dışavurmaya işte o zaman karar verdi: “Aslında ikinci bir doğum tarihim vardır benim, edebiyatla ilgili olarak. 1943’te Dostoyevski’yi okudum ve bende hiç huzur kalmadı. Bugün onu eskisi kadar seviyor muyum? Çok şey aldı onun yerini ama yine de beni edebiyata, şiire iten şeylerde tuhaf bir şekilde en çok bir romancının, Dostoyevski’nin etkisi vardır.” demiştir.

İyi bir okur olduğu kadar, başarılı bir yazar ve şair olacağı, okuldaki duvar gazetesinde karaladığı, güzel kızlara yazdığı aşk mektuplarında kendini belli etti. Günlük hayatta içine kapanıktı ama yazdıklarındaki yaşam coşkusu ve nevi şahsına münhasır alaycılık, ilk dönem ürünlerinden itibaren Cemal Süreya’nın alametifarikası oldu.

“Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
– uykusuzluğun sütlü inciri –
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.”

cemal süreya

1953 yazında ortaokul yıllarından beri sevdiği ve sürekli mektuplaştığı Semiha ile evlendi. 1 yıl sonra mülkiyeyi bitirdi ve Eskişehir’de stajyer memur olarak göreve başladı. Ardından 1955 yılında maliye müfettiş muavini olarak İstanbul’a geldi: “Birçok kent gezdim, hepsinden etkilendim, ama en çok İstanbul’dan etkilendim. İstanbul bir kent gibi değil, bir hayvan gibi, yağmur yağdığında kokusu olan, diri bir kent. Çok eski, çok karışık, hiçbir simetrik duygu taşımayan bir kent.”

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene….
.

Ondan kalan ‘Sevda Sözleri’ oldu. Her koşulda gülümsemekten vazgeçmeyen, her adresin tutku ve aşka çıktığı bir evren bıraktı geride. 9 Ocak 1990’da şeker koması, akciğer ödemi, kalp yetmezliği sebebiyle hayata gözlerini yumdu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.